|
BİGADİÇ VE SINDIRGI'YA
BAĞLI EŞMEDERE, KARAKAYA, KAYALIDERE KÖYLERİNDE DOKUNAN
YAĞCIBEDİR HALILARI
Yrd. Doç. Dr. Öznur
AYDIN, Arş. Gör. Gonca KARAVAR
Mayıs 1997 
Bigadiç - Kayalıdere Köyü, Ağustos 1996 Balıkesir ili Anadolu'nun en eski çağlarında tarihin önemli olaylarına sahne olan ve "Mizya" adını alan bölgeye dahildir. Bu bölgede ilk çağlardan itibaren Frikler, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar egemenliklerini kurmuşlardır.
Selçuklu Türk İmparorluğu zamanında hudut boylarında
Uçbeyleri imparatorluğun dağılmaya yüz tuttuğu devrede kuvvetlenerek bölgelerine hakim olma gereğini duymuşlardır. Diğer kumanlar gibi Balıkesir ve yöresinde bir Selçuklu
Uçbeyi veya hudut komutanı olan Karasi Bey de bu dönemde bölgesinde kendi egemenliğini ve adıyla anılan beyliği kurmuştur.
Osmanlılar devrinde Balıkesir Anadolu Beylerbeyliğine bağlı bir liva idi. 1592 tarihlerinden sonra Karasi Sancağı, Balıkesir, Bigadiç, Sındırgı, Baş-gelenbe, Kemek Edremit, Ayazment, Edremit, Kozak ivrindi, Manyas, Fırt Ma Şamlı kazalarından oluşmaktaydı. Cumhuriyetten sonra da Balıkesir adıyla il haline getirilmiştir. (1)
Balıkesir İlçelerinden Bigadiç ve Sındırgı
Bigadiç'in bilinen ilk adı "Didi Moti He"dir. Daha sonra Helen dilinde "samanlar" anlamına gelen "Akhyra" sözcüğüne "-li,-lı" anlamına gelen "ous" takısı eklenerek "samanlı" anlamına gelen "Akhyraios Akhyraous" ismiyle karşılaşılmaktadır. Bizans yerleşim zamanında ise Bigadiç'in adının Bizans tekstlerinde geçen "Bigadia" olduğu düşünülmektedir. Bu isim Bizansın son dönemlerinde "Bigados" olarak görülmektedir.
Yunanistan'da bulunan "ss", "tt" ya da "nt" eklerini almış yer adlarının Yunan diliyle açıklanamadığı, bunları Anadolu'nun batı ve güneybatı bölgelerindeki "s", "ss" ve "nd"li yer adlarına karşılık geldiği görülmektedir. Bunlara Korintos, Samintos ve Kos-tintos gibi isimler örnek olarak verilebilir. (2)
Sındırgı kelimesi, "sınmak-sındırmak" kelimelerini içine alan "pusmak-yılmak" anlamına gelir. Bir şair Çığır dergisinde (Ankara) Sındırgı kelimesini zafer anlamında kullanmış ve Kurtuluş Savaşında kazanılan zaferi sındırgı kelimesi ile anlatmak istemiştir. Bu nedenle Sındırgı kelimesi bir zaferin anıltısı demekde olabilir. Bu ismin ne zaman verildiği bilinmemekle birlikte halkın rivayetlerine göre 500 yıl kadar eskidir. Bugün Balıkesir ili, Sındırgı çevresinde yaşayan aşiretlerin çoğu uzun zamandan beri göçebe hayatından uzaklaşmış, il ve ilçelerle ilişkileri artmış olduğundan genellikle şehir adetlerine uyum sağlamışlardır. Ancak adetlerinde özellik taşıyan gelenek ve göreneklerini büyük ölçüde koruyanlardan biri Yağcıbedir aşiretidir. (3) Yörüklerin hayvancılığa bağlı ekonomik yapıları ve göçücü karakterleri onların eşyalarının
da hafif olmasını gerekli kılmış, dokumacılık yörük yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. 
Bigadiç - Kayalıdere Köyü,
Ağustos 1996
Yağcıbedir Aşiretleri 1961 yılı başlarındaki iskan hareketinde, daha çok Toroslarda yaşayan Yaycı aşiretleri Adana iskanında yerleştirilmişlerdir. Burada sıtmadan kırılmaya başlayan Yaycı Yörükleri daha sonraki yıllarda bu iskan yerinden kaçarak imparatorluğun değişik yörelerine dağılmışlardır. Başbakanlık arşivindeki belgelere göre Yaycı Yörüklerinin iskan bölgeleri genel olarak şöyledir: Kırşehir, Bozok, Halep Ka-rahisarı Şarki, içel Sancağı, Anamur Kazası, Adana Sancağı, Kütahya Sancağı Balya Kazası, Karasi Balıkesir Sancağı Sındırgı Kazası. 1723 tarihli Karasi Sancağı kadısına gönderilen bir fermanda Adana iskanında (Cebahanei Amireye) yılda 80 kabza. keman vermekle vergilendirilmiş olan Yaycı yörüklerinin buradan kaçıp Karasi Sancağı Sındırgı Kazası (Bedürlü-Namkaryeye) adındaki köye yerleşmiş oldukları yazılıdır. Devlete vergi olarak keman yani yay verdikleri için zamanla "Yaycı" diye isimlendirilen bu yörükler, Bedürlü denilen yere yerleştikleri için zamanla "Yaycı Bedirli" adı ile anılmaya başlanmıştır. Yörüklerin aşiret isimleri olan "Yaycı" kelimesinin zaman içinde "Yağcı'ya dönüştüğünü görmekteyiz. Seriye sicillerindeki daha önceki yıllara ait kayıtlarda Yağcıbedir yörüklerine ait bir bilgiye
rastlanmamaktadır. Bu kayıtlara göre 1700'lerin ilk yıllarında Balıkesir civarına geldikleri anlaşılan bu aşiretlerin o zamanlar çeşitli eşkıyalık ve öldürme olaylarına karıştıkları bilinmektedir. Yağcıbedir Yörükleri ile ilgili H.1019/M1692 tarihli bir seriye sicili vardır. Bundan başka iki öldürme olayını anlatan H.1133/M 1721 tarihli bir belge (seriye sicili) de bulunur. Eldeki ilk belgeye göre Yağcıbedir Yörükleri, Balıkesir ve yöresinde XVII.yy'ın başından itibaren görülmektedir. Yörük aşiretlerinin ikinci iskan hareketi bugün bile bütün Yörük, Çepni ve Türkmen köylerinde anlatılan 1862-1864 yılları arasında Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa tarafından gerçekleştirilen iskan harekatıdır. Bu iskan harekatından sonra Yağcıbedir Yörüklerinin bir kısmı göçlerini bırakarak tamamen yerleşik düzene geçmişler, bir kısmı ise bugün bile yaylalarına çıkmaktadırlar. Bu iskan yerleşimlerini tapu sicilleri ile karşılaştırdığımızda Yağcıbedir aşiretlerinin daha sonraki yıllarda bazı yer değiştirmeleri yaptıkları görülmektedir. Iskan defterine göre bugün Yağcıbedir aşiretlerine ait olması gereken Bigadiç civarındaki
Kanlıkavak ve Kavak dere denilen köylerde Çepni aşiretlerine mensup kişiler de yaşamaktadır. (4) Bugün Batı Anadolu'da Söğüt, Domaniç Yaylasında ve o yörede yerleşen aşiretlerin, Osman Bey'in çabaları ile (1281) yörüklerin çoğalıp genişleyerek Anadolu'nun en çok Batı kısmına dağıldıkları görülür. Belki de Batı Anadolu halı ve kilimlerinde ortak özelliklerin oluşu bu nedene da-yandırabilir. (5) Sındırgı ilçesine bağlı beş adet Yağcıbedir köyü Alakır (9 oba), Ka-rakaya (120 oba), Eğridere (14 oba),Çakıllı (40 oba) ve Eşmedere (7 oba)dır. Günümüzde ise Yağcıbedir Halılarına Ticari boyut kazandıran ve Sındırgı'ya bağlı 66 köy ve merkez, Simav ilçe ve köyleri Bigadiç, Demirci, Akhisar, Kırkağaç ve köyleri de katılmıştır. Yağcıbedir halılarını tarih içinde değişik devirlerde inceleyebiliriz: 1. grup:
Yüzyılımızın başına denk gelen en güzel renk, kalite ve motif zenginliği taşıyan Yağcıbedir halıları. 2. grup: 1900-1967 yılları arasında boya, renk ve kalitelerini korumalarına rağmen desenlerde yalınlaşma ve bol tekrar görülmesinin önemli nedeni, coğrafi ve siyasi koşullardan doğan aksaklıkların olmasıdır. (Kuraklık; çekirge felaketi ve hayvancılığın azalması ile yünün yeteri kadar ihtiyaca cevap vermeyişi, Balkan ve I. Dünya Savaşı nedeni ile köylerdeki erkeklerin azalması ve iş yoğunluğu, halıcılığa ayrılan zamanın azalması gibi.) 3. grup:
Yurt dışına gönderilen halıların artması ile artan talebin karşılanması için ip ve boyamanın fabrikalardan sağlanması ile kalitenin düşmesi ve otantik Yağcıbedir halılarında olmayan renk ve desenlerin bu halıları yozlaştırılmasıdır. 4. grup: 1980'lerden sonraki döneme rastlamaktadır. Dokuma alanları yukarıda bahsettiğimiz gibi yaygınlaşmıştır. Geleneksel renk, boyut ve motiflerin değişik varyasyonlarını günümüzde görmemiz mümkündür. (6) Yağcıbedir halıları da bütün yörük ve Anadolu halılarında olduğu gibi Gördes düğümü (Türk düğümü) ile dokunmaktadır, l cm. deki ilme sayısı kalitesiz halılarda 3, orta kalite halılarda 3,5-4, iyi kalite halılarda 4-5 ve çok eski halılarda 6 ilmektir. Yağcıbedir halıları yün ipliklerden dokunur. Çözgü ve atkısı yün-dür.Halılarda; lacivert, kırmızı, bordo (koyu kırmızı), beyaz ve az da olsa siyah renkler hakimdir. Türkmenler boyamada parlak kırmızı rengi kullanırlar. Yörükler koyu fes rengini seçer. Avşarlar ise gül kırmızısını tercih ederler. Türkmenin sarısı ile Yörük'ün sarısı, Avşarın yeşili farklı tonlardadır. (7) Yağcıbedir halılarında tamamen kök boya kullanılmasına rağmen günümüzde bunlara "çarşı boyası" dedikleri kimyasal boyaları da karıştırmaktadırlar. Yörede kullanılan doğal boya ve yöntemleri ise; Gök Mavisi (lacivert):
Karakaya Köyü * Alabada kökleri ezilir. 100 kg. kazana koyup külle bir gün boyunca kaynatılır. Başka bir kazanda 40 derece ısıtılıp indigo boya atılır. 50 kg. ipe 50 kaşık boya kullanılır, iki yağ tenekesi küllü ve alabada köklü sudan diğer kazana ilave edilip sonra
havalandırılır. Daha sonra, 25 kaşık daha boya ilave edilip tekrar ipler kazana alınır. 24 saat kazanda bekletilir. Eğer 24 saat kalmaz ise renk öğme** olmuş olur. Gök Mavi: Eşmedere Köyü ** Alabada kökleri külle kaynatılır. Dibe çöken küllü su süzülür. Diğer bir kaba belli bir ölçekte küllü sudan aktarılır. Buna indigo suyu, bu işleme de boyanın mayası denilmektedir. Daha sonra bu su ılıtılıp içine bir çorba kaşığı kostik konulur. Bu işlemler sırasında dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da
1 kg. ipe 1 çorba kaşığı çivit (indigo) katılıyor olmasıdır. Daha azı ya da daha fazlası istenen sonucu vermez, ipler bu su içinde 24 saat kalır. Sonra çıkarılıp sıkılır, sonra yine aynı su içinde ılıtılıp küllü su ilave edilip aynı malzeme tekrar konulup 2. kez 12 saat bekletilir. Artık ipler asıl rengini almış olur. Kırmızı: Karakaya Köyü 50 kg ipe kekik, adaçayı, sakız
otu karıştırılıp iplerin arasına döşenir. 1 sıra ip
1 sıra malzemeden oluşur, l gün akşama kadar kaynatılır. Bu kaynamanın adına Tetra denilir. İpin hem parlak olması hem de öğmemesi için ipler kazandan çıkarılıyor. Kazanın içindeki artık malzeme çıkarılıp aynı kazana 50 kg ip, 100 kaşık boya ve 10 kg şap konup kaynatılır. Kaynama süresi 5-6 saattir. Kırmızı: Eşmedere Köyü Bir kazanda sakız otu ile şap kaynatılır. Daha sonra otlar suyun içinden süzülür ve bu suyun içine boya katılıp ipler bastırılır, İp boyasını alana kadar kaynama devam eder. Daha sonra ipler içinden çıkartılıp kazana az miktarda boya ilave edilir. Boyanın solmaması için kostik suya katılır. Kostik katıldıktan sonra karıştırılır, ipler basılır ve tekrar kaynatılır. Renk alıncaya kadar kaynatmaya devam edilir, renk alınca su durulaşır, ipler renklenir. Bütün boya böylece ipe geçer. Kara Kırmızı (Vişne Çürüğü-Al) Kavak yaprağı belirli bir süre kaynatıldıktan sonra yapraklar sudan çıkanlır. Kaynayan suya buğday unundan hazırlanan hamur ve, yün konur. Siyah rengin elde edilmesinde kullanılın boş yaprağı (adaçayı) da bu suya eklenerek kaynamaya devam edilir. İstenilen renk oluşunca kaynamaya son verilir. Kara Kırmızı: Karakaya Köyü İstenilen miktarda ipe daha önceden boyanan kırmızı ip kazanından ipler alınarak siyah boya kanştırılıp tekrar şap ilave edilerek boyama yapılır. Kara Kırmızı: Eşmedere Köyü Eşmedere Köyünde kara kırmızı elde etmek için daha önceden kırmızı boyanan kazandan ip miktarına göre siyah boya ve şap katılarak kaynatılır. Kara kırmızı elde edilmiş olur. Siyah: Boş yaprağının (adaçayı) kaynatıldığı suya yünler ve bir miktar hamur konarak bütün bir gün ağır ateşte kaynatılmasıyla elde edilir. Günümüzde yine bu suya çarşı boyası ile bareber tuz atılır ve daha az sürede kaynatılır. Beyaz:
Yağcıbedir Halılarında çok az beyaz renk kullanılmıştır ve bor-dürler ile mihrap çizgilerinde görülebilir. Günümüzde kullanılan beyaz renk yünün doğal rengidir. (6) Yağcıbedir Halılarının aynı adı taşıyan konar-göçer halkın ürünü olması nedeni ile boyutlarında farklılık görülür. 1996 yılında Karakaya Köyünde yaptığımız araştırma sonucu halıların boyutlarının; Taban 200cm.x300cm.
Seccade 115cm.x200cm.
Çeyrek 80cm.xl30cm.
Yastık 80cm.x50cm.
Yolluk 60-65cm.x300cm.; 80cm.x400cm.
olduğunu tespit ettik. Bigadiç ve Sındırgı Çevresinde Dokunan Yağcıbedir Halılarının Desen Özellikleri Sındırgı tipi Yağcıbedir Halıları desen bakımından en zengini bir başka deyile en gelişmişidir. Genellikle çift mihraplıdır. Çok eski halılarda tek mihraplı olarak dokunanlara rastlanıyorsa da son altmış yıldır çift mihraplar adeta Sındırgı tipinin sembolü olmuştur. Kıyı bordur ya
Karagöz (boncuk) ya da Heybe Suyu (çam kozalağı) nakısıdır. Bazı türlerinde mihrap altlarında canavar ve çok stilize edilmiş bu canavar motifim tamamlayan koyun, geyik ve at motifleri bulunur.
Elli tabir edilende ise göbekte yıldızın etrafında çeşitli yerlerde kartal motifleri bulunur. Bunların araları çiçek ve yıldızlarla doldurulmuştur. III grup altında topladığımız Yağcıbedir Halılarının I.sini Sındırgı tipi, II.sini Kepsut tipi, III.sunu Bergama tipi oluşturur. Sındırgı Tipi Yağcıbedir Halıları: Desen Bakımından en gelişmiş ve en zengin olanıdır. Boncuk (Karagöz), Heybesuyu (Kozalak), Yedielli kenar suyuna göre verilen isimdir. Eskiden tek mihraplı olan bu halılar günümüzde çift mihraplıdır. Satış ve kullanım alanı kısıtlı olan tek mihraplı halılar yabancılar tarafından pek tercih edilmemektedir. Bu yüzden son 50 yıldır çift mihraplı dokunmaktadır. Kepsut Tipi Yağcıbedir Halıları: Tamamen seccade tipi ve tek mihraplıdır. Renkleri sındırgı tipinin ayni olup geniş diktörtgen içinde ayak basma yeri belirtilmiştir, içindeki motifler ise çiçek, yıldızdır. Kıyı bordürü ise boncukludur. Bergama Tipi Yağcıbedir Halıları: 100 yıl önceki örnekleri ile tanınmaktadır. Tek mihraplıdır. Kıyı bordur boncuk motiflidir. Ayaklık yoktur. Yıldız ve çiçek motifleri mihraptan dökülür gibidir. Yağcıbedir Halılarında Kullanılan Motifler ve Anlamları Değişik canavar motifleri, koç-boynuzu, kartal, akrep, kırkayak, kelebek, yıldız, çiçek, hayat ağacı, yemiş, çınar yaprağı, çam kozalağı, pıtrak, kıvrım yanışı, ısırgan,mızrak yanışı, göz, boncuk sıkça rastlanan şekillerdir. Sındırgı tipi Yağcıbedir halılarının karakteristik özelliği olan canavar motifi zamanla Yağcıbedir aşireti dışında dokunan halı tezgahlarında gittikçe yozlaşmış bazı halılarda bu tamamen koca bir üçgene dönmüştür. Son zamanlarda bu şekle
çadır demeye başlamışlardır. Aynı halı tipinde canavar motifine ters oturtulmuş koyun, geyik ve at motifleri yine aynı yozlaşma nedeni ile çarpıtılmış ve bugün
terazi denmeye başlanmıştır. Eskiden beri iyi kaliteli Yağcıbedir halıları tezgahında satılmakta, pazara çıkmamaktadır. Her Cumartesi Sın-dırgı'da kurulan halı pazarında iyi kalite halı bulmak zordur. Yine de yüzlerce halı buralarda sergilenmektedir. Yağcıbedir Halılarının bir başka özelliği de
abrajlı oluşudur. Yani aynı renk içinde hafif farklılık gözlenir. Halının saçaklarının örgülü oluşu yıpranmasını önlemektedir. Hayat Ağacı:
Halıların pek çoğunda madalyon dışındaki boşluklarda bulunur. Bu ağaç çok değişik süslümelerle bezelidir. Dallarında bazen meyveler, bazen çiçekler, bazen de yapraklar bulunur. Dokuyana ve kullanana uzun ömür dilemekte, meyveli olanları ise bereketi, yapraklı olanı uzun ömrü, çiçekli olanı güzelliklerin artımını anlatır. Türkmen Gülü: Yağcıbedir halılarında son 40 yıldır kullanılmıştır. Madalyonun üstünde ve altında güneş motifi olarak kullanılır. Can Kuşu:
Halıların kenar suyunda, bazende dolgu motifi olarak kullanılır. Sevilenin uzun ömürlü olması ister. Canavar (Ejder-Mızrak Yanışı-Civa): Yağcıbedir halılarının tipik mo-tiflerindendir. Çok ayaklı bir canavarı andırır. Karşılıklı dururlar. Üstlerinde bir koyun ya da başka bir hayvanı taşırlar. Günümüzde efsane ve anlamını yitirmiştir. Taşıdığı hayvanın ayakları bir terazi kefesine benzetildiğinden zamanla terazi adını bile almıştır. Gerçekten son yıllarda tamamen çift kefeli bir bakkal terazisine benzetilerek
Mizan Terazi adı ile inanç motifi haline dönüşmüştür. Ayrıca hayat ağacını ve güneşi korur. Şifa tılsımıdır. Hastalıkları iyi eder. Kartal (Koca Kuş): Yağcıbedir halılarında kanatlarını açmış biçimde görülür. Kartal motifi kırmızı veya kara kırmızı olur. Bazen kanat uçlarında beyaz noktalar da olabilir. Yedi elli örnek tabi edilen halılarda, halının temininde çok sayıda kartal motifi çiçek saplarıyla çiçeklere bağlanmış olarak görülür. Kartal ayrıca güç sembolüdür. Sevdiği erkeği her
şeyden üstün tutan onun gücüne kayıtsız şartsız bağlı kalan bir kadının iç dünyasını yansıtan bir süslemedir. Dokuyanın erkeği güçlü ve hakimdir. Kadın, erkeğine bütün benliğe ve bağlılığını, sevdasını belirtmektedir. Yemişli:
Halıların ara motiflerindendir. Bazen bir hayat ağacında, bazen çiçek sapı ucuyla bağlı olduğu bir saksıda görülür. Yörük kızının yaşamındaki çilesinin iyi olması istemidir. Boncuk (Kervan-Deve izi): Halı dokumak bir sabır işidir. Sabrı belirtmek içi her Yağcıbedir halısında kullanılır. Bop Hatça: 40-50 yıl önce Gül Hatçe isminde evde kalmış yörük kızı ile çevresi alay etmeye başlamış. "Sen Gül Hatçe değil Bop Hatça"sın demişler. Gülün güzelliğinde kendi gönül güzelliğini göstermek için bu motifi dokumuş. Zaman içinde Gül Kafası, Gül Hatmi, Bop Hatça ismini almış. Deve Boynu: Kervanların dağları aşmasını ağır aksak yürümelerini temsil eder. Karanfil:
Gül, karanfil, menekşe dağlarda yabani olarak en çok rastlanan koku ve renklerinden dolayı çok sevilen çiçeklerdir. Bahar sevinci dağların kokusu dokunan halıya da sinsin diye yapılır. Koç Boynuzu: Güçlülük, bağlılık ve ölünceye kadar itaat ve sadakat demektir. Memek Yanı: Hem Halı dokuyan hem de annelik yapan yörük kadını lastik emzikler çıkıncaya kadar halı dokuma tezgahının başına oturttukları çocuklarını avutmak için, başörtülerini ucuna bağladıkları şeker veya lokumu çocuklarının ağzına verirlerdi. Memek Yanı denilen motif bunu temsil eder. Çocuk gelinin aile içindeki sosyal yerinin sağlamlaşmasını, saygınlığının artmasını sağlar. Bunun için Memek Yanı motifi her halıda bulunur. Ciga: Gelinlerin başına takılan tüge bu ad verilir. Tavus, baykuş ve tavuğun renkli tüyleri uğur sayılır.
|